Merhaba Hayali Köyüm,

2013-03-20 16:14:00

  Ne köyüm oldu ne koyum… Sadece şehirsel oldu huyum. O da bana böyle anlarda çok koydu… Kim istemez ki yapmak istediklerini tek bir köyde toplamak ya da toplamaya çalışmak… Önce köyün olmalı ki hayalin başlasın sonrada yaşama kaliten nefes bulsun… İlla köy mü olmalı yaşamak için? Hiç köyün olmadıysa istersin tabi… Modernitel yaşamın köy tarafı… Hayal bile edemezsin ki bunu köyün olmadıktan sonra… Şehrin kolaylıkları bir esarettir, Esaretten kurtulmak ise cesarettir… Engel nedir seni köye ulaştırmayan tarafı? Çıkmaz sokak mı? Sorunlu insanlar mı? Yoksa teknolojinin kolaylıkları mı? Yoksa köyünün olmaması mı...? Her sabah uyandığımda hiç olmayan bir şeye ırak olmak üzer beni… Üzüldüm, üzülüyorum ve üzüleceğim de… Devamı

ADININ UCUNDAKİ HARF

2012-07-14 16:55:16

Adının ucundaki harf Seni Seviyorum olsaydı, Bense onu söylemeyi cesaret eden kişi. Sen hep korkutsan beni yokluğu ile, Bende düşündükçe korksam sebebinle. Sen yağmur olsaydın dün gece, Sabaha kadar açmazdım ben şemsiye. Devamı

ENTRİKALARIN GÖZÜ 2

2012-02-20 13:49:00

  Eskimiş kanepelerde ömür tüketenlerin varlığında seni hissetmek, Kılınan namaz ile eskiyen seccade üstünde duada senin ile olmak, Bunca yıl seni hep ya mazide ya da yoklukta aradım.   Kara denizlerde kırık tekne ile büyük dalgalar atlattım, Gözlerinin derinliğinde uyurken en nihayetinde bir ada, Issız adaların en ıssızsında yalnızlığı yanlık ile geçirdim.   Yaşadığım en büyük kayıp bir gecede büyürken, Hissettiğim kırgınlıkları bir çay kaşığı ile karıştırdım.   Akmayan su oldum yüksek vadilerdeki akarsularda, Açılmayan kapılar beni cahil etti sana.   Dudakların ve ben, Öpmeye kıyamadığım hatıralarla saklı sen, Açılan güller ve akşamsefaları hep açılan, Vurulan deflerdeki her ritim her dokunuş sen, Ben sen olmuşum ama ne sen ben ne de bir başkası ben.   Karanlık lambalar altında boyumdan kısa gölgeler ile yarışıyorum, Beni sana zincirleyen karanlıklarda körebe oynamışlığım var. Yığınlaşmış çöplüklerde kaybolanın ne olduğunu bilmeden aradığım yıllar oldu. Duyduklarımızı duymamışçasına, duymadıklarımızı duymuşçasına rol aldık. İşte ben bunun için hep ağladım. Kaynak : erhan-celik.blogcu.com ... Devamı

Hayat Ne Hissediyorsak O'dur

2012-02-14 15:44:00

Hayat hepimize göre, Çıkışı zor inişi kolay gelir. Kimimiz dümdüz ovanın en ucundan papatya kokusunu hisseder Kimimiz yüksek dağların ardındaki çiçeklerin rengini görür. Hayat ne hissediyorsak o'dur.   Para, makam, itibar, şeref, namus ve dünyadan bir sürü emtia, Hepsi bizi kandırmıyor mu bu dünyada? Bir kereliğine geldiğimizi bile bile, Başbaşayız kendi trajikomik filmimizle, Hayat ne hissediyorsak o'dur.   Cihanşümulca hareket etmektir bazen 6. hissimiz, Hep düşündük küçük balkonun büyük olduğunu senle biz, Sis çökmüş bulamıyorum ellerimi, Bir kaşık suda boğduğum oldu sevdiklerimi Hayat ne hissediyorsak o'dur.   Anne sütü kadar saf, temiz ve şeffaf olduğunu, Delikanlı çağımda öğrendim hayatın bozulduğunu. Kısa metrajlı hayat filmin adını, Dillerden dillere dolaşacak şanı, sanı, tadı, Hayat ne hissediyorsak o'dur.        Kaynak : erhan-celik.blogcu.com ... Devamı

ENTRİKALARIN GÖZÜ 1

2012-02-14 15:25:00

Hevesim kursağımda kaldığı dakikarlarda, Kendi benliğimden uzaklaştığım kuytular keşfettim. Kuru ağaç dallarından yapılmış siperlerin ardında gizlenirken ıslandım. Yokluğun bende yok olduğunda kuru göz yaşları döktüm.   Sigaramın dumanından büyük sisler oluşturdum her içime çekişimde, Kolay serüvenler zor unutulacaklar yaşadık dar ve soğuk sokaklarda Parmaklarım kan kokuyor katilini olduğum hayattan ötürü Bedenim senden vazgeçtim ama ne hayat benden ne de ruhum senden vaçgeçti.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      Kaynak : erhan-celik.blogcu.com ... Devamı

SAKLANMIŞ SORULAR VE CEVAPSIZLIKLAR

2011-10-29 00:51:00

          Kendimi en son nerede bıraktığımı bile hatırlayamadım bu yazıya başladığımda. Uzun zaman hayallerimin bitik ve karanlıklar ile dolu olduğunu farkettim. Kendime "Ben niye hala yola çıkamadım?" diye sorduğumda da cevabını alamadım. Ben bir hiçmiydim yoksa kendimi mi bir hiç yapıyordum. Olsun yada olmasın insan en kötüsünden bir karar kılmıştır fıtratı gereği kendi hedefleri için. Ben niye hala bir karar kılamadım diye kafamı kurcalar iken herhalde tüm insanların verdiği ilk cevap şu olsa gerek, "Hayat bizleri buraya attı, hayata göre yaşamak gerek, ülkemizin şartları bizlere bunu sunmakta". Bu kimine göre gerçek kimine göre ise mazaretin arkasına saklanmak. Ben bu cevabı kendim verdim mi diye düşünürken "Acaba bu soruyu sordum mu?" sorusu aklıma takılmaktaydı. Meğerse vermem gereken sorulardan önce soruları sormamışım. Ve bu yazıyı yazarken ilk fikrim şu oldu: "İnsan hayatında kendine soru sormayı bilirse cevabını da bilir." O zaman ben önce kendime ben kimim, hayatımı neden sürdürüyorum, hayatımı sürdürmem için ne sorumluklarım var, hayatımın hedefi neresi vb. temel taşlarımı oluşturacak soruları sormalıyım. "Kendimi en son ne zaman dinledim?" diye de sormak istiyorum. Bu soruya da verilecek cevaplardan birisi de şu olsa gerek diye düşünmekteyim. "Abi hayat o kadar yoruyor ve hayat o kadar beni meşgaleye sokuyor ki kendimi dinlemeye vaktim olmuyor." Çoğu insanların bu sorunun arkasına saklandığını görebilirsiniz. Zannımca bende bu sorunun arkasına saklanmışım. Eğer ben sorular ile bire bir yüzleşemediysem ve sorulara göğüs gerip sorulara karşı alnım dik yürüyemiyorsam o zaman sıfıra geri dönüp tekrar başlamak gerektiğini beynime bağıra bağıra hay... Devamı

Türk Sanat Müziğine Mektup!

2011-05-15 16:40:00

         Sevgili Türk Sanat Müziği,          Sana duyduğum özlem o kadar büyük ki bu özlem seni 1 gün dinlememek beni sana susuzlaştırıyor.  Seni o kadar arıyorum ki ruhum susuzlaştıkça seni dinlemek istiyorum. Bazen elinden sütü alınan küçük çocuk gibi ağlayasım geliyor sana. Bazen hedefine ulaşmış insan gibi mutlu olasım geliyor seninle. Ufak bir notan bile sağır olacak kulaklarımı açmaya yetiyor.          İnsanlar sevmeyi, saygı duymayı, âşık olmayı hep karşı cinsle hayal eder. Bense sevgimi senin ile paylaşmak istiyorum. Sevgin ALLAH sevgisinden, anne sevgisinden büyük değil ama seni o kadar seviyorum ki milli servetim yaptım seni. Bazen platonik aşk yaşıyorum senle. Bazense karşılıklı oluyor sevgimiz. Bazen sana o kadar kızıyorum ki ruhumu notalarında aç bırakıyorsun. Seni kimse ile kıyaslayamam çünkü sen en kıymetli olansında ondan. Sana şiirlerle karşılık vermek istiyorum bazen, kimi zamanda notalarla. Şunu hiç ama hiç unutma ki ben senin için hep karşılık vereceğim.          Bazen üzüldüğünü biliyorum. Unutma ki bu seni unuttuğumdan değildir fani dünyanın işler ile uğraştığımdandır. Bazen benim için ağladığını görmek istiyorum. Çünkü senin için kıymetli olduğumu hissetmemi istiyorum. O kadar çok özle ki beni her notanla sezdir bana. Biliyorum belki benim ile hiç konuşmadın ama sevdiğini belli ediyorsun kanunla, sazla, neyle, udla, kemanla, tamburla, darbukayla, cümbüş vb. çalgılarla. Belki konuşmuşundur diyorum, çünkü bazen o kadar kör oluyorum ki hiç kimseyi göremiyorum ki seni bile.   ... Devamı

Yaşamdan Yaşama Farklılık!

2011-04-03 10:30:00

             İnsanlar bir gün olsun o gün için yaptıklarını düşünüp de geri acaba karda mıyım yoksa zararda mıyım diye kendini kaç kez hesaba çekmişliği olmuştur. Belki de hiç olmadı ya da 2 elin parmaklarının sayısını geçmez. Yoksa çok mu kötümser düşünüyoruz? Gerçekten insanlar kendini hesaba geçip de insanlara mı belli etmiyorlar yoksa hesap negatif çıktığında insanlarla paylaşmada utangaçlık mı yaşıyorlar?           Dün bir Etli ekmek(Konya yöresine ait) fırınında idim. Bundan 6–7 ay öncesinde insanlar et pahalı yiyemiyoruz derken şimdilerde insanlar kıtlıktan çıkmışçasına etli ekmek yaptırıyorlar. Dünyanın öbür ucunda insanlar açlık ile karşı karşıya gelirken bizler ise fazla fazla yaptırıp midelerimize zarar veriyoruz. Evet evet zarar veriyoruz. Hem de o kadar çok yiyoruz ki hem israf ediyoruz hem de sağlığımız ile oynuyoruz. Gelin hayat standartlarında yiyelim. Hem kendimize zararımız olmaz hem de dünyada israflıktan korunmuş oluruz. Yaşamlar arası o kadar farklı ki kimisinde köprü var kimisinde o bile yok. Kimi zengin fakir ile köprü kurmuş sofra sayesinde kimi insan köprü yıkmış nankörlüğünün sayesinde. Biz hangisi olmak için çabalamalıyız ya da çabalamayı düşünüyor muyuz? Hangimiz her gün evden çıkarken bu bilinç ile yola çıkıyor ya da kaçımız bir çatı altında toplanıp da fakirlere yardım toplamayı düşünüyoruz? Gelin bunları düşünerek çıkalım sokağa.           Dünyada ekonomik kriz denip insanlar zarar ... Devamı

Fakir Döneri

2011-04-10 00:00:00

          Aslında ismine bakıldığında hiç de fakir döneri değil ama neden öyle demişler bilmiyorum. Annem yapıp tabaklarımıza koyduğunda beklediğimden farklı bir lezzet önümdeydi. İsmi fakir döneri değil de başka bir şey olsaymış daha güzel olurdu. Ama ben gene de adına Fakir Döner olarak söyleyeceğim. Neyse lafı uzatmadan tarifine geçeyim. Malzemeler; 1 kilo gram daha kuşbaşı ya da kıyma ve yahut isteğe göre tavuk etinden kuşbaşı 1 kilo yada 750 gram patates(patates yeme isteğine göre) 750 gram domates 1 baş büyük soğan 1 bağ marul 1 veya 1,5 kg yoğurt Tuz, Karabiber, Kimyon, Pul biber, Kırmızıbiber, Zeytinyağı Hazırlanışı;          Öncelikle malzemelerden seçeneklerdeki etlerden birisini seçiyoruz. Teflon tavaya zeytinyağı koyuyoruz. Sonra etimizi tavaya atıyoruz. İçerisine tuzunu, karabiberini, kimyonunu, pul biberini, kırmızıbiberini isteğimize göre atıyoruz. Çünkü lezzet ev halkında ev halkına değişiyor.(Etler pişerken içine defneyaprağı koyarsanız etler daha lezzetli olur.) Etlerimiz tavadan kısık ateşte pişerken bir başka tavada da küçük küçük küp haline getirilmiş patateslerimizi pişirmeye koyalım. Yağın içine kızgın olmadan bir çay kaşığı sirke koyarsanız patatesleriniz hem daha iyi kızarır hem de tadı daha lezzetli olur. Patateslerimizi de pişirdikten sonra bir tepsinin tabanına yerleştiriyoruz. Patateslerinin üzerine pişmiş etlerimizi güzelce yerleştiriyoruz. Onun üzerine küp küp doğranmış domatesleri yerleştiriyoruz. Sonra soğanı söğüş ya da küp halinde doğrayıp domateslerin üzerine yerleştiriyoruz. Sonra marulları da uzunlamasına ince ince kıydıktan sonra en üste yerleştiriyoruz. ... Devamı

TERÖR VE DİN

2011-10-03 00:35:00

            Atalarımızın söyleyip ve bizimde dilimizden düşürmediğimiz bir ibretlik cümledir “Dinini seven vatanını da sever”. Hakikatten bu cümlenin büyüklüğünü kullanmış bir millet vardır. O da Osmanlı İmparatorluğu. Birden fazla din barındırdı fakat parçalanmadı. Ne zaman ki Fransız Devrimi(1789-1799) ile milliyetçilik akımı ortaya çıktı o zamandan sonra parçalanmalar başladı. Sadece Osmanlı İmparatorluğu değil, içinde birden fazla millet barındıran, diğer devletlerde parçalanma ile karşı karşıya kaldı, kimi ise parçalandı(Avusturya- Macaristan İmparatorluğu). Demek ki ister Hıristiyan olsun, ister Musevi olsun İster Müslüman olsun dinini sevmediği sürece milliyetçiliği doğuracak ve parçalanmalara sebebiyet verecektir.           T.C. tarihinin son 20 – 25 yılına baktığımızda terör olayları ara vermeden her sene olaylar çıkartmaktadır. Bir çok askerimiz şehit oldu ve bir çok masum insan ise acımadan öldürüldü. Bu olayların çıkışı olarak da Türk – Kürt çatışması adını koydular. Gene geçmişteki olaylar nüksettirerek gerçekleşmektedir. Daha önceki tarihlerde terör olayları yokken neden ortaya çıktı dersek, cevabını “ medeniyetler çatışması olması ve dinin gevşemesidir” diyebiliriz.           İlber Ortaylı’nın Osmanlı Barışı adlı kitabında şöyle bir yazı geçmektedir; “ Millet grubu etnik ve lisan aidiyetine değil, din ve mezhep aidiyeti esasına dayanır”.  Sayın Ortaylı’nın cümlesine bakacak olursak Türk, Kürt, Çerkez, Laz vb. milletleri ayırmamak, İslam dini çatısı altında milletleştirmek gerek. Bu ülkenin %90’ının üze... Devamı

EN GÜZEL ANIM: AKŞAM ÜSTÜ

2011-10-02 00:38:00

                                       Gidiyorum soğuk ve buzlu yolun ortasından, bugünde yordu hayat her zaman olduğu gibi. Hızlı geçen hayatta bazen kısa anlar olur bizler için hiç geçmesini istemediğimiz ya da uzun anlar olur çabucak geçmesini istediğimiz anlar. Yorgun çıkmışım işten, soğuk havada yürümek kesiyor mu ne insanın nefesini?            Bacam tüterek karşılıyor yolun başından itibaren, hazır bekleyen bir çanak çorba, biraz da ekmeğin olduğunu hissediyorum. Ailem karşılayacak biraz sonra beni mutlu ve güleç yüzüyle, hayatta hep akşamları sevmişimdir belki de bu yüzden.            Yolda dedikodu yapan insanlar umurumda bile değil. Ne yaparlarsa yapsın ne söyleseler söylesinler yeter ki bana ve ailemle ilgili olmasın. Hiç kimse bilemez bu vakitte ailenin kıymetini benim kadar. Yıllarca sıla hasreti çekmişim gibi içimde bir duygu var. Bazen şunu sormak istemişimdir sokaktaki dedikodu yapan kadınlara, "Sizler kocalarınızı özlemediniz mi bugün? Sizler evinizde sıcak çorbanızı neden soğutuyorsunuz?".            Bazen olur ki ilk düşüncem önce evimin bacasını tütmesinden önce, ailemin bu akşam kursağından ne geçecektir. Karnını doyuramadıktan sonra ben yaşasam ne fayda eder yaşamasam ne fayda eder. Hep çalışırken düşünmüşümdür kilerdeki erzakları, bitti mi yoksa bitmedi mi diye. Ailemi düşünürüm kıyafeti var mı yok mu diye. Hep sorumluluk ister, gayret ister, alın teri ister, güler yüz ister ve en önemlisi geleceği parlak bir görüntü ister aile. Bir insan bunları becerebilirs... Devamı